A'dan Z'ye Sırala  Z'dan A'ye Sırala  Artan Tarihe Göre Sırala  Azalan Tarihe Göre Sırala
Ana Sayfa
 Bir Taşralı Gencin Günlüğü
Bir Taşralı Gencin Günlüğü

Yazar : 

Yayın Evi : Yaba Yayınları
Basım Yılı : 2007
Sayfa Sayısı : 112 Sayfa
ISBN No : 975-386-116-8
Ebatı : 13, 5x19.5 CM
Fiyatı : Fiyat Listesi

Bir Taşralı Gencin Günlüğü’nde ne beklenir ki diye düşünülebilir. Ünlü bir kişi değil, savaş hatlarında geçen tarihi önem taşıyan günlükler değil. Öyleyse çok sıradan bir gencin tuttuğu günlükler. Önemli de olabilir önemsiz de. Bu okuyucuların bakışına ve beklentilerine bağlı. Oysa sıradan bir gençin söyledikleri, sıradan olduğumuzun ayırdında olmayan bizler için hiç mi önemi yok. Sıradan insan değilseniz doğrudur. Sıradan bir insansanız etkileyicidir. Sıradanlık özgürlüğün de bir şeklidir. Hiçbir kötülük taşımayan saf bir yapıdır bu. Öyleyse hayatın içinden kopup gelen bir gencin günlüğünden hepimize büyük payların düştüğü bir gerçek. Bu hayatın anlamlı mı yoksa anlamsız mı olduğu üzerinde düşünmeye başlayacak kadar da önemli.

Öykü, oyun yazarlığıyla tanınan A. Doğan’ın diğer kitaplarını beğenenler “Taşralı Bir Gencin Günlüğü”nü de beğeneceklerdir hiç kuşkusuz.

 



 Sayfayı Yazdır
 YAZDIR

  Toplam 1 adet yorum bulunmaktadır.
Ahmet Emi Atasoy - 3.10.2015 20:11:16
TAŞRALI BİR GENCİN PORTRESİ

Bir genç düşünün ki, atalarının uzak atalarından miras kalan bitkin topraklarda doğmuş, kentten, uygarlıktan ve zevklerden uzak, tıpkı onlar gibi yaşamaya mahkûm edilmiş, sıradan bir taşra genci. Kaya üzerinde ot, fırtınaya yakalanmış yelkenli, çöl ortasında yolunu aramaya çabalayan kaynak suyu gibi akıbeti çok önceden bilinen kader kurbanlarından biri. Böyleleri binlerce, yüz binlerce değil, on milyonlarca var bu memlekette. Çok oldukları için öylesine sıradanlaşmışlar ki, etrafındakilerin gözlerinde, kendilerini kendilerine bile yabancı hissediyorlar neredeyse. Öyle yetiştirilmiş, öyle şartlandırılmışlar ki, ‘yok sayılmak’tan tedirgin bile olmuyorlar, ne yazık!
İşte bu gençlerden biri, her nasılsa, kendilerini ‘bir şey’ sanan o ötekilerden hiç de farkı olmadığının ayırdına varmış ve kendi kendine: ”Gözlerim görüyor, ellerim tutuyor ve gezebiliyorum. Dü-şüncelerim alabildiğine sınırsız. Yaşadığımın farkındayım, ama yaşam benim farkımda değil. Hepsi bu kadar.” itirafıyla derin bir rüyadan uyanırcasına silkinmiş ve bu durumun nedenlerini araştırıp açıklamaya, daha doğrusu bu durumu değiştirmeye karar vermiş olmalı ki, yaşam tarafından görülür hale gelebilmek için tüm yaşadıklarını gün gün yazmayı uygun görmüş.
Sözü döndürüp dolaştırıp Aydın Doğan’ın Bir Taşralı Gencin Günlüğü kitabına getirmeye çalışıyorum. Daha çıktığı yıl okumuş olmama rağmen bir türlü zaman ayırıp düşüncelerimi paylaşma fırsatı bulamadım bu kitapla ilgili. Oysa onu (yazarın bana verdiği tüm öteki kitapları gibi) çok dikkat-le, sayfa kenarlarına notlar düşe düşe okuduğumu söylemeliyim. Neyse, kısmet bugüneymiş.
Baştan üstüne basa basa söylemem gerekir ki, günce türünden yapıtlar kurgu, karakter oluşturma, kişilerarası ilişkiler yaratma gibi teknik nitelikli çeşitli açmazlarla yazarı her ne kadar sınırlıyor gibi görünseler de, usta bir kalem erbabı bu kısıtlamalara karşın da amaçladığı hedefe ulaşma yolları bulabilir. Genellikle anlatım tekdüzeliğine mahkûm bu edebiyat türü ile kalıcı edebiyat kahramanları yaratmak, gerçekten de çok zor. İşte bu zor işe kalkıştığı için sevdim Aydın Doğan’ın kitabını. Beni, çok tanıdık sandığım, ancak sonradan hiç tanımadığımı anladığım (adını koşullu olarak Taşralı Genç diye anacağım), ülkemiz gerçeğinin canlı bir parçası ilginç bir kişilikle tanıştırdı.
Günlük türünün sınırlı olanaklarına karşın Aydın Doğan’ın yaratmış olduğu bu genç portresi, bir genelleme olarak, yaklaşık yarım yüzyıldır hakkında çok konuşulan devrimci 68 Kuşağı gençlerinin portresinden fazlasıyla yararlanılarak çizilmiş, edebi karakterdir. Yoksulluk nedeniyle köyden kente gitmek zorunda kalan bu gencin böyle bir şeyi göze alması bile bir cüret, bir öngörüşlülük işaretidir.
Gün gün yaşanmış olay(cık)lar biçiminde anlatılmış olsalar da, zincirleme ele alındığında, tüm gelişmeler bir karakterin yavaş yavaş nasıl büyüyüp serpildiğini gözlerimiz önünde canlı bir şekilde canlandırmaktadır.
Daha baştan şunu belirtmeliyim ki, ‘köylü’ olarak takdim edilen bu genç ne sanıldığı kadar cahil, ne de beklendiği gibi pısırık ve korkaktır. O, nereye ve niçin gittiğinin bilincindedir ve attığı her adımı, içinde bulunduğu ortama ve günün koşullarına göre atmaya özen gösterir.
Böylesi ortamlarda arkadaşlık edilecek ve dostluk kurulacak kişilerin çok önemli olduğunun ayırdındadır Taşralı Genç. Bu yüzden de yastığının altında sürekli bir şiş bulunduran ve nedenini sorunca “Belli mi olur, oğul, gece hırsız ursuz gelirse, karnına dürtüveririm.” diyen Kesrikli gözü pek köylü kadını, anne yarısı Kadriye anneden tutun da, öğrenci yurdunda gizlice kalmasına yardımcı olan Ahmet; yanına berber olarak çalışmaya alan ak saçlı Sadi Usta; kırtasiye dükkânı açmasına büyük yardımı dokunan Selim ağabey; evlenmesine ön ayak olan Fikriye teyze ile Memet amcaya değin daha nice iyilik meleği kimseleri seçmesi hiç de rastlantısal bir şey değildir. Rona, Laz Mahmut, Halil, Fikret, Recep, Kemancı İskender gibi genç arkadaşlarının çoğu sefil göründükleri denli, saf, hayalperest ve devrimci militan sayılacak cinsinden gözü kara kimselerdir hep. Aslında bir bakkalın biralarını içip bitirmeyi bile kapitalizmden öç almak olarak algılayan sıradan kimselerdir bunların çoğu. Ama bu halleriyle de dost canlıdırlar, tertemiz ve sevimlidirler. Hatta ortak kullandıkları elektrik sayacını sökmek suretiyle onu da suç ortağı haline düşüren yaramaz Sami bile özünde kötü birisi değildir.
____________________________
A. Doğan, Bir Taşralı Gencin Günlüğü, Yaba Yayınları, İstanbul, 2007
Taşralı Genç’in arkadaşları arasında yazar Hakkı Özkan’ın ise çok özel bir yeri vardır. Çünkü köylü kimliğinin derinliğinde yaratıcı bir kişilik gizlenmektedir Taşralı Genç’in. Öncelikli olarak da tiyatro tutkusudur onu peşinden sürükleyen. O denli ki, karnını doyuracak para sıkıntısı çektiği zor bir
zamanda bile, ilk satın aldığı kitap Samuel Beckett’in ünlü Godot’yu Beklerken oyunu oluyor. Absürd sanatının başyapıtlarından biri olan bu oyunda ne olduğu bilinmeyen bir ‘şey’in beklenişi konu olarak işlenmiştir. Görülen o ki Taşralı Genç’in özündeki iyimserlik mayasının, geleceğe inanç ve güvenle bakma alışkanlığının, kimliğinde bilinçli olarak oluşturmaya çalıştığı devrimcilik karakterinin başlangıcını belki de bu kitabı ve ona benzer öteki yapıtları okumuş olmasında aramak gerekir. Şiir onun ilk gözağrısıdır. Max Jakob’un Genç Bir Şaire Öğütler kitabını satın alması kalıcı ve güvenilir şiir bilgilerini nereden öğrenmesi gerektiği yönünde sağlam sezilere sahip olduğunun en güzel kanıtıdır.
Sadece okumakla yetinmez Taşralı Genç, Yeni Sahne’deki oyunları da olanakları çerçevesinde izlemeye çalışır o. Zamanla işi daha da ileri götürerek tiyatro oyunları yazar (örneğin Delioğlan adlı komedi bunlardan biridir), hem de eksi 18 derece soğuk bir odada, battaniyelere sarınarak sürdürür yazmayı. İşine o denli sevdalıdır ki, bazı oyunlarda kendisi de rol alır. Ayrıca bir film hastasıdır da. Yeni filmlerin hemen hepsini seyretmeye çalışır. Bazılarını birkaç kez seyrettiği de olur.
Ne ki faşizan sansür bu alana da el atar. AST’da oynanan Brecht’in Korku ve Sefalet piyesi gibi daha nice oyun durdurulur, ya da repertuvarlardan çıkarılır.
Aydın Doğan, bilinçli olarak, Taşralı Genç’in sanata karşı göstermiş olduğu duyarlılığı onun en başat özelliği olarak göstermeye çalışmış. Neredeyse sanat tutkusu onun doğasında olan ve her zaman kendini ortaya çıkaran çok belirgin bir niteliktir yazara göre.
Öyle ya, Fırat mahallesi girişindeki lokantaya dönüştürülmüş Roma döneminden kalma eski hanın kemeri ve kemerin iki köşesinde yer alan aslan figürleri köylü bir delikanlının dikkatini özellikle çekiyorsa, bu delikanlıda sanat denen o büyüden bir şeycikler var demektir. Nitekim bu delikanlı, bir taksi durağının tabelasını yazarak bunu kanıtlamış ve karşılığında 35 lira alarak yaşamını kazanma yönünde ilk zorlu adımı atmıştır. Bunu, Hamlet oyunundan bir sahnenin fotoğrafını yağlıboya resim olarak çizip 65 liraya satması izlemiştir.
Sanat duyarlılığı Taşralı Genç’in duygusal çıkışlarında da kendini göstermekte, hatta bazen aşırı ölçülerde ortaya çıkmaktadır. Örneğin kunduracı Tahir Usta’nın özene bezene diktiği ve kendisine anmalık olarak verdiği MATADOR ayakkabılarla vedalaşması, ya da çaresizliğiyle baş başa kalan kızının “Baba’ Baba!... Gitme baba, bizi bırakma!” çığlıkları arasında yoksullar mezarlığını tutan memur emeklisinin hazin cenazesini anlatan satırları okurken tüyleri diken diken oluyor insanın.
Aydın Doğan’ın kahramanında, onun dürüstlük ve aydınlığıyla birlikte en çok değer verdiği, diğer özelliklerden biri de düşün dünyasında sürekli bir yerlere gelme çabası içinde olması ve her şeyi kendince sınama becerisi göstermesidir. Bu bağlamda örneğin iç göçlerin nedenlerini sorguluyor genç adam ve her şeyin sömürü sisteminin (kapitalizm) tezgâhladığı bir oyun olduğunu anlıyor ve insanları kölelikten kurtarıp özgürleştirecek yepyeni bir dünya için savaşmak gerektiği sonucuna varıyor. Doğduğu köye, sevdiği yerlere veda ederek Ankara’ya gidişinin temel nedeni de budur. O artık sınıf bilincine ulaşmış gerçek bir mücadelecidir. Bundan böyle bu mücadelede onu işsiz kalmalar, haksızlıklar ve horlanmalara uğramalar bile kesinlikle yıldıramaz.
Ülke genelinde hissedilen derin sosyal gerilim zaman içersinde tehlikeli bir siyasi bunalıma dönüşme eğilimi gösterir ki, durum, kendini bilen her yurttaşın kişisel duruşunu ve tutacağı safı belirlemesini gerektirmektedir. Taşralı Genç tüm varlığıyla, hem de kararlılıkla devrimin ve devrimcilerin yanındadır artık. Darağacında savrulan üç boydaşı için “Ölüm, Dirim ve Gözyaşı” başlıklı uzun bir şiir bile kaleme alır ve arkadaşlarına gizli gizli okutur.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamından sonra düşülen 7 Mayıs 197… tarihli günce notundaki “Yağmurlu bir Pazar günüydü bugün… Acısı var içimde. Sadece ben değil, binlerce kişi, halk için savaşanların öldürülmesinin matemini yaşıyor. Gerçek halkseverlerin idamı gerçekleşmiştir artık. Toplumcu oyunlar indiriliyor sahneden, filmler makaslanıyor, yasaklanıyor. Toplumcu düşünenler tu-tuklanıyor, yazarlara fırsat verilmiyor. Böyle bir dönem var artık, faşist uygulamaları hızlandıran bir sıkıyönetim var.(…bazı satırları karaladım.9.6.’72)” satırlarını okurken, sanki bugün yazılmışlar izlenimi uyanıyor insanda her nedense. Tarih tekerrürden ibarettir dedirtircesine.
Ülkenin üzerine çöken siyasal kâbus ve korkunç belirsizlik tüm ülke aydınları gibi Taşralı Genci de epey zorlar. Hele solcular saflarındaki dalgalanmalar, gruplaşmalar, onu sık sık düş kırıklığına uğratır. CHP’nin solculuğundan tamamen ümidini keser, sarı sendikacılığın içyüzünü anlar ve bu durum onu daha devinimci ve radikal bir çizgiye iter.
Ülkedeki siyasal çalkantıların ekonomik darboğazı daha da dayanılmaz hale getirmesiyle artan belirsizlik ortamında milyonlarca yurttaş gibi Taşralı Genç’in de sabır rezervleri gittikçe tükenir. Ne ki o, yoksulluk içinde çırpınmasına karşın edebiyatın çekim gücünden bir türlü kendini kurtaramaz, belki tersini söylemek daha doğru olacak, kendini bilinçli olarak o gücün çekimine bırakır: daha askerdeyken Sakarya Caddesindeki Kitapevi’nden Sanatçı ve Çağı, Çehov’un Dört Kısa Oyun gibi kitapları ödemeli olarak temin eder; daha sonra ise, yaşadığı semtteki eski kitapçıdan Victor Hugo, Eduard MÖrike, William Saroyan, Andre Gide, İstrati, Steinbeck, Nâzım Hikmet, Aytmatov vb. yazarların kitaplarını satın alır ve tıpkı Maksim Gorki’nin çocukluk ve gençlik yıllarında yaptığı gibi, onları âdeta içercesine sindire sindire okur.
Aydın Doğan’ın, satır arasında da olsa, belirttiğine göre dünyanın en seçkin yazarlarını okumak bir yandan, vahşi kapitalizmin çirkin yüzüyle kıyasıya cebelleşmek öte yandan, Taşralı Genç’in iradesini güçlendiren en etkin etmenler olmuş ve ona ayakta kalmayı en iyi şekilde öğretmişlerdir.
İşte bu koşullar içinde öğrendiği tutumluluğu sayesinde o, zaten çok sınırlı bütçesini akıllıca zorlayarak bir de kiralık ev tutmayı başarmıştır. Böyle bir şey herkesin yapabileceği bir iş değildir kuşkusuz. Ama kendi yarınını ne pahasına olursa olsun kurtarmayı ve toplumu adına yararlı işler yapmayı aklına iyice koymuş kararlı bir genç için olanaksız bir şey yoktur. Yaşamın tüm acımasızlığı ve çirkin saldırıları karşısında bile! Çünkü yaşam, tüm çekilmezliklerine karşın, devam etmektedir.
Aydın Doğan kitabında, berberlik, tabelacılık, kırtasiyecilik gibi çeşitli ‘yaşam okulları’ndan geçen Taşralı Genç’in gönül serüvenlerine de gereken yeri vermiş kitabında. Hatta diyebilirim ki, çok gerçekçi oldukları ve çok sade bir dille anlatıldıkları için bu yerler kitabın belki de en çekici ve etkileyici yerlerdir. Taşralı Genç’in platonik olarak yaşadığı gizli bir aşk vardır ki yazar, gencin o derin duygularına göstermiş olduğu saygıdan dolayı, kızın adını bile vermez. “H.” diyerek geçiştirir. Kahramanın çocukluk kız arkadaşı H.’ye duyduğu derin ve romantik bir aşktır söz konusu olan. Duygularını açık açık beyan etmemesine karşın Taşralı Genç H.’yi asla unutamaz. Kalbinin en derin bir köşesinde gizler onu yıllarca. Aysel’le kısa bir zamanda tanışıp yakınlaşması ve evlenmesinin temelinde de paylaşılmadık bu ilk aşkın hüsrana uğraması gerçeği yatıyor sanki. Yarayı ateşle dağlamak gibi bir şey.
Taşralı Genç’in güncesi istenilen bir evliliğin gerçekleşmesiyle, yani mutlu sonla bitiyor. Üstelik de yazarın 10 mayıs 2007 tarihli “Evlilik insanın hem özgürlüğünü hem özel yaşamını kısıtlayan bir kurum değil mi, dostum?” notuyla. Ne ki bu denli kısa bir süre içinde öylesine yoğun, gerilim ve sıkıntılarla dolu bir yaşam mücadelesini göze alabilen, bu düzenin böyle gitmemesi gerektiğine kesin olarak inanmış ve değişmesi uğruna her şeyi göze almış birisi için evliliğin sakin bir yaşam limanına dönüşeceğine kişisel olarak ben, kesinlikle inanmıyorum.
Kişiliği denli yazdıklarına da değer verdiğim Aydın Doğan’ın bile buna pek itiraz edeceğini sanmadığımı da burada özellikle belirtmiş olayım.

Ahmet Emin Atasoy (yaba edebiyat dergisi 2008)
Ana Sayfa  -   Kitaplar   -   Yaba Edebiyat Dergisi  -   Yaba Sahaf  -   Yazar Odası  -   Kimlik  -   İletişim       E-Posta: yaba@yabaedebiyat.com

ADRES : Galipdede Caddesi No:55/1 Tünel Beyoğlu, İstanbul        Tel: 0212 293 3606

      Yaba Yayınları - Anadolulu çağdaş halklara saygılı bir yayın harmanı © 2009 - 2018        Her Hakkı Saklıdır.
 Webmaster52
 Yaba Yayınları